![]() Fotoğraf : Birol Üzmez, “Madenciler” GÜNEŞE GİTTİLER ... Bursa, Mustafakemalpaşa’da… Denetiminde eksiklikler bulunan, Buna rağmen işleyen Bükköy kömür ocağında... Patlatılan dinamitlerin tetiklediği grizu patlamasıyla… 19 işçi göçük altında kalarak can verdi… Madencinin Şiiri; Yüzünü hiç görmediğim, göçük altında kalan madenci; Ulu dedeme… 19 maden işçisine… Ana babalarına, eşlerine, öksüz çoçuklarına… Ve, bugüne dek yitirdiğimiz; 3 bin 414 maden işçisine, gözyaşımdır: Madencinin Şiiri Gözlerim kara yüzüm kara ellerim kara… Madenciyim, kaderim kara! Ekmeğim, yerin yedi kat altında. Alnım açık yüreğim ak kömür tozunun altında… Güneş uyanmadan başlar benim vardiyam: Evden her ayrılış sanki bir vedalaşma evlatları uykuda öpüp “Hakkını helal et.“derim karıma. Olur da dönmem dudaklarımda hep aynı dua… Demir kapılar kapandığında başımda kaskım, elimde kazma. Haydi ! Bismillah… Arkadaşlarla omuz omuza yerin 7 kat altında başlar, karanlık tünellerdeki ecelle kovalamaca… Bazen yakalarsın, çekip alırsın ölümün elinden, kara elması. Bazen yakalanırsın, kalırsın altında… Göçer dünya üzerine göçer, evinin çatısı göçer, düşlerin … Göçüğün altında tepe lambasının hala yanan ışığında: Ölümün sarı, acımasız yüzü… Arsız sırıtır; ihmalle kol kola. Sen kazandın dersin, aldın canımı sonunda ama pazara götürme, alıcı çıkmaz! Ucuzdur madencinin canı bozdursan eve kaç ekmek ola? “Boşver be” dersin, bu kadarmış! yükselirken ruhun, arkadaşlarının yanına aşağıda, acılı bir kalabalık... Dualarla, göçen madenin kapısında… Umutla bekleşiyorlar, kurtulan var mı acaba? Aralarında, güneş yüzlü karın, bir elinde oğlun, bir elinde kızın. Oğlan okula başlayacaktı bu sene Kızsa yarın basacaktı üçüne… Eğilir, usulca öpürsün alınlarından: Allah’a emanet olun. Ben güneşe gidiyorum, kalın sağlıcakla… |

