
Dünya Hali
Hangi ırk, renk, dil, din ve kültürden olursa olsun; iki yabancı,
aynı dilde gülümserler, yeni doğan bebeklerine.
Hangi anne olursa olsun; aynı sevdanın ninnisiyle uyutur bebeğini.
Aynı kutsal aşkla, sunar sütünü. Ne kadar büyüse de evladı, hep çocuktur gözünde.
Hangi çocuk olursa olsun; dizlerinin üzerine düştü mü “Anne” diye ağlar.
aynı dilde gülümserler, yeni doğan bebeklerine.
Hangi anne olursa olsun; aynı sevdanın ninnisiyle uyutur bebeğini.
Aynı kutsal aşkla, sunar sütünü. Ne kadar büyüse de evladı, hep çocuktur gözünde.
Hangi çocuk olursa olsun; dizlerinin üzerine düştü mü “Anne” diye ağlar.
“Anne” diye uyanır korkulu rüyalardan. Aynı tarifsiz huzuru bulur, anne kokusunda.
Hangi takımın kalecisi olursa olsun; kalesini aynı tutkuyla savunur.
Hangi takımın kalecisi olursa olsun; kalesini aynı tutkuyla savunur.
Ellerinden kayıp giden son dakika golünün ardından, aynı yenilgiyle bakar türbünlere.
Hangi denizin balıkçısı olursa olsun, aynı hayal kırıklığıyla toplar boş ağlarını.
Hangi denizin balıkçısı olursa olsun, aynı hayal kırıklığıyla toplar boş ağlarını.
Rastgelmemiş bir günün sonunda…
Hangi ordunun komutanı olursa olsun; aynı memleket aşkıyla savunur toprağını.
Hangi ordunun komutanı olursa olsun; aynı memleket aşkıyla savunur toprağını.
Ve, aynı; çaresizlikle yıkılır, kaybettiği askerinin ardından…
Hangi dinden olursa olsun, kul; aynı ümitle mırıldanır dualarını.
Ya da ateisttir, aynı red duygusunda.
Irk, renk, dil, din ve kültürümüz ne olursa olsun; aynı değerler bir insanı “insan” yapar!
Hangi dinden olursa olsun, kul; aynı ümitle mırıldanır dualarını.
Ya da ateisttir, aynı red duygusunda.
Irk, renk, dil, din ve kültürümüz ne olursa olsun; aynı değerler bir insanı “insan” yapar!
Ama aynı ulustan, dinden ve dilden de olsak da, aynı dili konuşamayız çoğu zaman.
“Canım” diyene, “Canın çıksın” deriz.
Oysa beyaz tenlisi siyah tenlisi,
Çekik gözlüsü badem gözlüsü,
Kısası uzunu, yaşlısı genci, engellisi sağlamı,
Alaskalısı ya da Ankaralısı,
Çerkesi Kürdü, Sünnisi Alevisi; aynı canı taşırız bedende.
Aynı heyecanla çarpar yüreğimiz, aşka düştüğünde.
Aynı kederle sıkışır, terkedildiğinde…
Aynı damarlarımız tıkanır, hayatın birikmişliğiyle.
Ve; aynı “dönülmez ufka” uğurlanır son nefesinde.
Biz! Aynı ufkun, farklı yolcuları..!
Nereli, kim ve ne olursak olalım, insan olmanın ortak sancılarını paylaşırız.
Oysa beyaz tenlisi siyah tenlisi,
Çekik gözlüsü badem gözlüsü,
Kısası uzunu, yaşlısı genci, engellisi sağlamı,
Alaskalısı ya da Ankaralısı,
Çerkesi Kürdü, Sünnisi Alevisi; aynı canı taşırız bedende.
Aynı heyecanla çarpar yüreğimiz, aşka düştüğünde.
Aynı kederle sıkışır, terkedildiğinde…
Aynı damarlarımız tıkanır, hayatın birikmişliğiyle.
Ve; aynı “dönülmez ufka” uğurlanır son nefesinde.
Biz! Aynı ufkun, farklı yolcuları..!
Nereli, kim ve ne olursak olalım, insan olmanın ortak sancılarını paylaşırız.
Benzer kaygılar, ümitler, öfkeler, hırslar, düşler ve düş kırıklıklarımızla
aynı dünyanın içinde döneriz. Kendi çizdiğimiz sınırların tutsaklığında…
Döneriz de, dünyayı paylaştığımızı çoğu zaman unutarak.
Döneriz de, dünyayı paylaştığımızı çoğu zaman unutarak.
Saygısız birer misafir gibi, dünyanın konukseverliğini kötüye kullanarak.
Savaşlarla kazandığımız dünyanın topraklarını, sahiden de kendimizin sanarak..!
Yok ederek, yıkarak, sömürerek.
Milyarlarcayız.
Ama pek azımız farkındadır, dünyada bir misafir olduğunun.
Bir karıncayla aynı yaşam hakkına sahip, bir misafir!
Pek azımız, sahip çıkar korur dünyayı, insanı insan yapan değerleri.
Bazen, insanlık vasfını kaybetmişlerle aynı yüreği taşıdığına isyan etse de
Milyarlarcayız.
Ama pek azımız farkındadır, dünyada bir misafir olduğunun.
Bir karıncayla aynı yaşam hakkına sahip, bir misafir!
Pek azımız, sahip çıkar korur dünyayı, insanı insan yapan değerleri.
Bazen, insanlık vasfını kaybetmişlerle aynı yüreği taşıdığına isyan etse de
yine de vazgeçmez, “insan” olmaktan. “İnsan” kalmaktan!
Tükendiği yerde, ufka gülümser.
Tükendiği yerde, ufka gülümser.
Bir bildiği vardır çünkü: Yaradan’la kul arasında…
