Noel Baba'da İşsiz

Yeni yılınızı kutlamak istiyorum, ama…
Nasıl kutlayacağımı bilemiyorum.
Şöyle mi kutlamalı, hazır mesaj gibi:

“Yeni yılınız kutlu olsun!
2010’da herşey gönlünüzce olsun.
Sağlık ve mutlulukla, nice yıllara!”

Şöyle mi kutlamalı:
“Nice mutlu yıllara!
Hesabınıza 365 gün yatırıldı.
Güle güle harcayın!
Sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın!”

Yoksa, uzatmalı daha da abartmalı mı?
“Yeni yılda, tüm dilekleriniz gerçek olsun!
Hayatın en güzel hediyeleri sizin olsun:
Sağlık, mutluluk, şans, başarı, vs, vs.”

Kısa mı kesmeli:
“İyi yıllar!”
Yoksa bir çam ağacı mı kesmeli, ormandan.
Ya da, ormanından kesilenlerden bir tane almalı mı?
Bütçen boduruna yetiyorsa, bodurundan.
15 yaşındaki zavallı çama yetiyorsa, uzunundan!
Sahteleri de var, promosyonda.
Çam süslemeyene yeni yıl yokmuş gibi!
Ne kadar ışıklandırırsan, o kadar yeni yıl.
Ne kadar renkli top, o kadar hop hop.
Yok ben çam almayayım!
Çamı kesene/kestirene/alana zaten “İyi ayılar” dileyeyim!
Sözüm, doğadaki ayılardan dışarı!

Ben…
Çamları, ait oldukları yerde sevenlerdenim.
Onlara en yakışan süs, kar taneleri diyenlerdenim.
Hadi çamlara kıyamıyorum…
Noel Baba kostümü de mi kiralayamam?
Gerçi göbeğim yok ama, bir yastık tıkıştırırırım.
“Hoh hoh hooo “ diye gülerek,
yana kaymış beyaz sakalımı arada düzelterek;
sizlere neşe saçamaz mıyım?
Geyik yaparak, kızağımı sizin bacadan sokamaz mıyım?
Sizleri hediyeye boğamaz mıyım?
“Hoh hoh hooo” diyerek, sahiciymişim gibi sizi kandıramaz mıyım?

Kardeşimi aradım.
Dünyanın bir ucundan, on saat geriden…
Buruk bir yeni yıl dileğiyle çaldım telefonunu…
Aylardır kriz işsizi, ne yer ne içer?
Donanımlı, iyi eğitimli, pırıl pırıl bir genç.
Kardeşim diye değil, adam gibi adam!
“Ne yapıyorsun?” dedim.
İçi karanlık ama sesi ışıklıydı:
“Kızımı kandırıyorum…” dedi.
Kızı, akşamdan çam ağacının altına;
Sütünü ve en sevdiği kurabiyelerini bırakmış.
Noel Baba, gelsin de yesin diye…
Kardeşim; Noel Baba yerine, yemekle meşguldu.
Ve, sanki Noel Baba bırakmışçasına;
kızlarına birer küçük hediye hazırlamakla…
Gülümsedim, sarıldım ona telefondan sarılabildiğimce…
Sesimdeki şefkat; aramızdaki okyanusu yüzebildiğince…

Sonra, ailemin tek tük geriye kalanını
ve dostlarımı aradım. Meslektaşlarımı…
Herkes bir derdin ipini tutmuş, gezdiriyor!
Tepeden tırnağa ışık döşesen,
kafalarına da birer kukuleta taksan,
ellerine de, birer çaldıkça uzayan düdük versen,
yürekleri gölgeli…

İnsan olanın,
Yüreği insan atanın…
Göbek atasının gelmediği bir yıl sonu geliyor.
Abartılı, sahte, yapmacık yeni yıl mesajlarından öte;
insanlar gerçek bir umut kırıntısı bekliyorlar.

Dertleri, eve çam götürüp ışıklandırmak değil!
Eve ekmek götürmek!
Ucuz ekmek edebiyatında değilim,
İşsizliğin/ekmeğin gerçeğindeyim…
Belirsizliğin kör kuyusunu bilenlerdenim.

Ben şimdi…
İçim; için için memleketin hali iken
Yeni yılınızı nasıl kutlasam?
Çamlara kıyamam.
Noel Baba geyiğine inanmam.
Sahte ışıklar gözümü alır, bakamam.
Sade, içten, kendimce bir dilekle yetineyim:

Bir yıl diliyorum sizlere…
Acısıyla tatlısıyla; ve sevdiklerinizle yan yana.
Her “insanın” hak ettiği, insanca yaşama şartlarında…
Yüreğinizdeki gölgelere güneş…
“Boşver” deyip gülüp geçme kuvveti…
Yanındakinin varlığına sarılıp, yokluğu taşıma gücü…
Ertelediğiniz düşlerinize, tek yönlü bir bilet…
Daha nice yıllar kutlayabilmeniz için,
daha çok yaşama sevinci diliyorum sizlere.

Çamsız, ışıksız, Noel Baba’sız, hediyesiz, piyangosuz
ama yürekten…

Yeni yılınız, yeni bir umut olsun…************

Esra ZEYNEP www.yazete.com

İzleyiciler

Bu Blogda Ara